BERBER DÜKKANINDA-

05.09.2026

Püsküllü paravanın arasından içeri adımını attığında çocuğun ilk fark ettiği, kolonya kokusuna karışmış çiçeklerin bayat kokusuydu. İncecik sarkan kızıl şeritlerin boncukları arasından dönüp annesine baktı. Elini dışarı çıkarıp onunla vedalaştıktan sonra yüzünü yeniden dükkâna çevirdi.

Berber koltuğunda yayılmış uyukluyor, bıyıkları altından nefes üflüyor, arada bir boğazından hırıltılı hıçkırıklar çıkarıyordu. Çırak ortalıkta yoktu. Çocuk bir çeşit şüpheyle yaklaştı ona. Pençe gibi ellerinin ne kadar kocaman olduğunu bir kez daha düşündü. Duyulmaz adımlarla yanı başına kadar geldi.

Adamın ansızın gözlerini açmasından öylesine korkuyordu ki kalbinin ritmini saymaya başladı. Dudaklarını içe çekip burnundan tane tane nefes alıyor, soluğunu olabildiğince sessiz tutmaya çalışıyordu. Berberin boynundaki kırışıklıklardan, esmer teninden de korkuyordu. Fakat en çok, onu her karşıladığında bir gözünü kısıp gülümsemesi tedirgin ederdi. Kıstığı göz kapağının kenarındaki arpacık o zaman iyice belirginleşirdi. Çocuk bu gülümsemeye türlü eğreti anlamlar yükler, gözlerini kaçırıp görmemesi gereken bir şeyi görmüş gibi başını hafifçe iki yana sallardı.

Şimdiyse adam uyurken ilk defa ona bu kadar yakından bakabilmesine şaşırıyordu. Göz kapağının kenarındaki sessiz küçük yumruyu dikkatle inceledi. Uyuklarken üflediği nefesinden tütün kokusu yayılıyordu. Bir an kendi nefesinin nasıl koktuğunu merak etti. Kımıltısız dudaklarını emdi.

Berberin gömlek cebinde bir ustura, iki de makas vardı. Yerde, boz bir farenin kılları gibi kırpılmış saçlar parça parça kalakalmıştı. Görüntü çocuğun karnında bir sancı uyandırdı. Gözlerini saçlardan kaçırıp boynunu havaya kaldırdı ve tavandaki pervanenin dönüşünü bir süre seyretti.

Dikkati berberden uzaklaşınca fark etmeden birkaç adım geri gitti ve boyunu epeyce aşan deri koltuğa çarpıverdi. Aynada yansımasını görünce ilk düşündüğü berberin uyanıp uyanmadığı değil, ustalık belgesindeki gençlik fotoğrafı oldu. Henüz okuma yazma bilmediğinden belgenin üzerindeki yazılara türlü gizemli anlamlar yüklüyor, bunca merakına rağmen ne yazdığını sormaya bir türlü cesaret edemiyordu. Tıraş koltuğuna oturduğunda aynada yansıyan genç adamın bakışlarının kendisini takip ettiğini düşünürdü.

Belgenin hemen yanına kendi yaşlarında sarışın küçük bir kızın fotoğrafı iliştirilmişti. Esasen tıraş olurken özenle dikizlediği şey oydu. Makas şaklamaları arasında sürekli gergindi bu yüzden. Berber yüzüne her su fışkırttığında gözlerini sakınıyor, bir yerini kesmesin diye adamın komutlarına harfiyen uyuyordu.

Dönüp paravana baktı. Annesini göremeyince hafif adımlarla cama yaklaştı. Kadın artık görünmüyordu. Berberin homurtuları dükkânın içinde sürüp giderken çocuk bir süre camın önünde öylece durdu.

Sonra gözleri, dükkânda ona korku vermeyen yegâne şeye ilişti: küçük alçı kedi biblosuna.

Avucuna aldığında hafifliğine şaşırdı. Her zaman çok daha ağır olmasını beklemişti. Ters çevirdi ve içinin boş olduğunu gördü. Burnunu açıklığa dayayıp alçı kokusunu içine çekti. Tam yeniden yerine koyacaktı ki berber, bir atın kişnemesini andıran gürültülü bir hapşırık çıkardı.

Çocuk irkilip bibloyu yerine bıraktı.

"Ah," dedi berber.

Gerindi, kollarını yukarı kaldırdı ve gözlerini açtı.

"Sen mi geldin?"

Ayağa kalktığında çocuk onun ne kadar iri olduğunu yeniden fark etti. Berber iki üç devasa adımda yanına yanaştı. Eğildi, bir gözünü kıstı. Gülümsediğinde göz kapağındaki arpacıkla birlikte çarpık sarı dişi de belirginleşmişti.

"Ne zamandır oradasın? Haydi bakalım."

Çocuğu iki kolunun altından tutup havaya kaldırdı ve deri koltuğa oturttu. Omuzlarına bastırdığında çocuk gözlerini kapattı. Adamın ellerinden yükselen, tütünle karışık tuhaf koku burnuna dolunca hapşırdı.

Berber kendi kendine mırıldanır gibi konuşuyordu:

"Neden uyandırmadın beni, çocuk? Ne zamandır buradaydın? Bu sefer tek başına gelmişsin, aferin sana. Epeyce uzamış saçların. Gel, kırpalım seni."

Arka taraftan bir kereste parçası çıkardı. Çocuğun başını sıvazladı.

"Kalk haydi, koltuğu boyuna uygun hâle getireceğim. Görmeyeli boy da atmışsın sen."

Çocuk ani bir hareketle ayağa kalktı. Kolu alçıdan kediye çarptı.

Biblo kenardan kaydı.

Korkuyla elini uzattı çocuk. Düşmesini engellemek için ikinci bir hamle yaptı ama parmakları yalnızca yüzeyine değebildi. Kedi yere çarptığı anda birkaç parçaya ayrıldı; küçük kırıntıları dükkânın içine dağıldı.

Çocuk dona kaldı.

Ellerini arkasına sakladı ve yutkundu. Tam özür dileyecekken berber ondan önce davrandı.

"Hiç önemli değil," dedi. "Uğursuz kediden kurtulduğuma seviniyorum."

Duvarın kenarındaki süpürgeyi aldı. Kedinin başını, gövdesini ve beyaz kırıntılarını birkaç hareketle bir araya getirip süpürdü. Çocuk onun bunu ne kadar kolay yaptığına baktı. Az önce avucunda tuttuğu, içinin boşluğunu gördüğü şey birkaç saniye içinde ortadan kaybolmuştu.

Kalbi yeniden hızlandı.

Dükkânda makaslar, usturalar, köpük şişeleri, kolonyalar; saç, tütün ve nem kokusu vardı. Hepsi çocukta başka başka huzursuzluklar uyandırıyordu. Buradayken korkmadığı tek şey o kediydi.

Şimdiyse o da yoktu.

Berber kereste parçasını koltuğun üzerine yerleştirirken çocuk ona baktı. Adam yine kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu.

Nedense berberin aslında hiç uyumadığını, başından beri onu izlediğini düşündü.

Share